Jiyan Haber

Gazeteci Berzan Güneş: “Türkiye gazeteciler için hem bir cezaevi hem de bir sürgündür”

Gazeteci Berzan Güneş: “Türkiye gazeteciler için hem bir cezaevi hem de bir sürgündür”
502 views
04 Ağustos 2019 - 15:08

Gazetecilik faaliyetlerinden dolayı suçlandığı için bir süre cezaevinde kaldıktan sonra ülkeden gitmek zorunda kalan gazeteci Berzan Güneş Türkiye’nin gazeteciler için “hem bir cezaevi hem de bir sürgün” olduğunu söylüyor.

İstanbul, Şırnak, Mardin, Van ile bölge illerinde sürdürdüğü gazetecilik hayatında 3 aya yakın süre Şırnak T Tipi Cezaevi’nde tutuklu kaldıktan sonra hakkında devam eden dava nedeniyle cezaevi ve sürgün hayatı arasında kalan gazeteci Berzan Güneş, Türkiye’de gazetecilerin yaşadığı baskı ve gözaltı ile tutuklamaya maruz kalan gazetecilerden biri. Güneş’in kendi deyimiyle “bir yaşam tarzı” olarak gördüğü gazetecilik deneyimi son olarak Meriç Nehri üzerinden bir botla Yunanistan’a ardından İsviçre ve kamp hayatı ile devam eden bir sürgün süreciyle karşılaştı. Güneş ile gazeteciliği, gazetecilik üzerindeki baskıları ve sürgünü konuştuk.

‘HEM KÜRT VE HEM DE GAZETECİYSEN “POTANSİYEL SUÇLU” DURUMUNDA OLUYORSUN’

*Gazetecilikte ne tür sorunlarla karşılaştın. Gazetecilik yaptığın için hakkında hala devam eden bir dava var ve daha önce de 3 aya yakın süre cezaevinde kaldın. Yine yaptığın haberler sana “suçlama” konusu yapıldı. Buna sadece sen değil ülkede birçok gazeteci maruz kalıyor. Sen nasıl değerlendiriyorsun?

Biz “tekelleşmiş”, ve ya bir “şirket medyasında” gazeteciliğe başlamadık. Birçok muhalif gazetecinin başına gelen sorunları yaşadık. İfade özgürlüğünden tutalım da devletin aygıtlarının bize uyguladığı habere gitme boyutundaki engellemelere kadar yine tehdide ve bütün yaşamsal haklarını tehlikeye atacak durumlarla karşılaştık. Türkiye’de gazeteciliğin durumu zaten ortadadır. Türkiye’de gazetecilik dediğimiz zaman gazeteciler için bir cezaevi profili öne çıkıyor. Hem Kürtsen hem de üstüne bir de gazeteciysen iki kez “potansiyel suçlu” durumundasındır. Bunu göz önüne aldığımız zaman hem muhalif olup da bu çerçevede yaşadığımız sıkıntılar var. Bir de kimliğimizden ötürü yaşadığımız sıkıntılar var. Örneğin bir haber için bir şehirden bir şehre giderken özelikle bölge şehirlerinde illaki bütün gazeteciler arama noktasında durdurulmuştur. İlk başta gazeteci kimliğiyle bir sorguya tabi tutulmuştur. İkinci boyutta da Kürt oluşuyla sorguya tutulmuştur.

‘BARIŞ GAZETECİLİĞİ YAPMAN YARGILANMA SEBEBİN OLABİLİYOR’

Tabi bununla birlikte sosyal, ekonomik, siyasi anlamda ve düşüncelerimizi ifade etme alanında yaşadığımız sıkıntılarda peyder pey gelmektedir. Mesela gazetecilerin sürekli davalarla susturulmaya çalışılması. Sürekli ifade ve düşünce özgürlüğüne ket vurmaya çalışan yargı mensuplarının hakkımızda oluşturduğu soruşturmalar ve asılsız suçlamalar gibi. En basitinden bir barış haberciliği yapman senin “örgüt propandası”ndan yargılanma sebebin olabiliyor. Yine dünyaca ünlü bir gazetecinin herhangi bir haberini sosyal medyada paylaşmak sana bir “örgüt propagandası suçu” olarak dönebiliyor. Sistem gazetecilere şunu söylüyor: ” Sen haber aramaktansa buyur gel adliye koridorlarında soruşturmalarını bekle. Adliye koridorlarında haklıyken haklılığını ortaya koymaya çalış” diyor. Buna sistemin gazeteciler için biçtiği bir “kefen” diyebiliriz buna.

‘BARIŞ TALEBİNDE BULUNAN İNSANLARIN HABERİNİ YAPMAM “SUÇ” OLARAK YÖNELTİLDİ’

Ben de bir polis kontrol noktasında alındım. Hakkımda “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılmış bir dosyadan ötürü 3 ay boyunca Şırnak Cezaevi’nde tutuklu kaldım. Bana yöneltilen “suçların” çoğunluğu ifade ve düşünce özgürlüğüne giren “suçlardı”. Meslektaşlarımın haberlerini paylaşmam bana “suçlama” olarak yöneltildi. Barış talebinde bulunan insanların haberini yapmam bana “suç unsuru” olarak yansıtıldı. Ki 3 ayın sonunda çıkarıldığım mahkemede de ilk duruşmamda da tahliye oldum. Tahliye oluşumun bir göstergesi de ben suçsuzdum. Bu yüzden biz gazeteciler bu ülkede şahsi olaylarımızdan dolayı yargılanmıyoruz . Gazeteciler mesleklerinden dolayı yargılanıyor. İfadesini, düşüncesini, toplum düşüncesini beyan ediyor. Aynı zamanda kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getiriyor ve bunlardan ötürü yargılanıyor. Gazetecilerin cezaevinde olmasının nedeni de tek sesliliği ülkede yaygınlaştırmaktan, muhalif, özgür medyayı ortadan kaldırmaktan ve toplumu gerçek, tarafsız bir şekilde bilgilendirmeye çalışan meslektaşlarımızı susturmaktan öteye bir şey değildir.

‘TÜRKİYE GAZETECİLER İÇİN HEM BİR CEZAEVİ HEM BİR SÜRGÜNDÜR’

*Ülkedeki gazeteciliği nasıl buluyorsun? Son dönemlerde özellikle gazeteciler arasında bir “kutuplaşma, ayrışma” olduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra sadece “görünür” olanların yaşadığı hak ihaleleri gündeme geliyor ancak “görünür olmayan” veya bağlı olduğu bir kurum veya yerde çalışmayan ya da serbest çalışan bir gazeteci herhangi bir hak ihlali yaşadığında sesini duyuramıyor. Ya da duyulmak istenmiyor. Bu çelişkiyi nasıl yorumluyorsun? Gazeteciler arasındaki dayanışma için neler yapılmalı sence?

Bugün Türkiye gazeteciler için bir cezaevidir. Hem cezaevi hem de bir sürgündür. Türkiye gazeteciler için sürgüne açılan bir kapıdır. Ya cezaevine gireceksin ya sürgüne gideceksin ya da “teslimiyeti” seçip onların istediği gibi “akıllı, uslu gazeteci” olacaksın. Gazeteciliğin bu noktaya gelişinin bir sebebi de Türkiye’de gazeteciliğin akademik boyuttan yoksun bırakılmasıdır. Bugün iletişim fakültelerinden tutalım da basın kuruluşlarına kadar (“yandaş”, “muhalif” ayrımı yapmadan bunu söylemek istiyorum.) Türkiye’deki kurumlar gazeteciliği bilimsel ve akademik olarak ele almadıkları için şuan bu durumdayız.

‘BARIŞ GAZETECİLİĞİ ÖN PLANA ÇIKARILMIYOR’

Türkiye’deki gazetecilik sürekli bir “propaganda” üzerinde durmaktadır. Gazetecinin içine düşeceği hastalıklardan biri de “propaganda dilidir”. Gazetecilik propaganda dili ile haber yapmak değildir. Gazetecilik kamuoyunu aydınlatma, bilgiyi doğru ve sağlıklı bir şekilde halka ulaştırma görevindedir. Gazeteciler propaganda yapmamalıdır. Propaganda dili siyasetçilerin dilidir. Türkiye’deki gazetecilerin yaşadığı sıkıntı budur. Bu sıkıntı nedeniyle gazeteciler birbirleriyle birlik içinde olma, dayanışma noktasında eksik kalıyor. Bu propaganda dili gazeteciler arasında fraksiyon ayrımlarına neden oluyor. Bugün gazeteciliğin bilimsel ve akademik yönü, amaçları, gazeteciliğin etik ve ahlak kuralları ön plana çıkartılmıyor. “Barış gazeteciliği” bugün Türkiye’de ön plana çıkartılmıyor. “Muhalif” olsun, “yandaş” olsun sürekli sert bir dil hakim ve birbirlerini kışkırtmaya yönelik “eleştirel” tarzda bir haber anlayışı vardır. Bana göre gazetecilik bu değildir. Gazetecilik kışkırtma dilinden uzak, sert söylemlerden, savaş çığırtkanlığından, fanatizmden, militarizmden, insanları holiganizme yönlendiren bir anlayıştan uzak olmalıdır. Gazetecilik ne bir “partizan” yetiştirir. Ne bir “militan” yetiştirir ne bir “faşist” yetiştirir. Gazetecilik kitleleri doğru bilgilendirme amacı taşır.

GAZETECİLER ARASINDAKİ KUTUPLAŞMA

Son dönemlerde “muhalif gazeteciler” arasındaki kutuplaşma da çok çarpıcıdır. Bir “popülizme” yakın, “popülaritesi yüksek gazeteciler” var. Bir yandan da “popülaritesi olmayan” ama aslında çok büyük emekler sarf eden gazeteci arkadaşlarımız var. Mesela hak ihlalleriyle sürekli gündeme gelen bir ülkede sadece “popülaritesi yüksek olan gazeteciler” görünürde. Bu da bir bağlamda sıkıntılı bir anlayış yaratıyor. Muhalif basın kendi içerisinde “popülaritesi olan” “popülaritesi olmayan gazeteciler” diye ikiye ayrılmış durumda. “Popülaritesi yüksek olan gazeteciler” bir nevi dayanışma görebilirken, “popülaritesi olmayan gazeteciler” dayanışma görmüyor. Bu durum aslında ülkedeki basın özgürlüğünü yok etmek isteyen anlayışın da ekmeğine yağ sürüyor.

‘GAZETECİLİK TÜM GAZETECİLER İÇİN SUÇ DEĞİLDİR’

Mesela biz “gazetecilik suç değildir” diyoruz. Evet, her bir gazeteci için “gazetecilik suç değildir”. Sadece birileri için veya bazı kesimler için tırnak içinde “beyaz gömlekli, muhalif gazeteciler için değil” tüm gazeteciler için suç değildir. Nasıl ki Can Dündar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak için “gazetecilik suç değilse” aynı şekilde bugün Nedim Türfent için, bugün ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanan hasta tutuklu Ziya Ataman için, Meltem Oktay ve daha birçok arkadaşımız için “gazetecilik suç değildir”. Ancak görüyoruz ki bir yandan bazı isimler müthiş derecede destek görürken, bir yandan da bazı arkadaşlarımız hiçbir şekilde destek görmüyor. Destek görmeyi bırakalım arkadaşlarımızın yaşadığı sorunlardan ve hak ihlallerinden bihaber durumdayız.

‘GAZETECİLER ARASINDA BİRLİK VE DAYANIŞMA, TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN KORUNMASIYLA BAŞLAR’

Elbette ki Can Dündar, Mehmet Altan ve nicelerinin gazeteciliğe katkıları asla hiçbir şekilde unutulamaz ama aynı şekilde de Nedim Türfent’in, Ziya Ataman’ın da emekleri hiçbir şekilde unutulamaz. Bu arkadaşlarımızı sahipsiz bırakamayız. Ayrıca ülkedeki gazetecilik ile ilgili sadece ulusal medyada ve ya ona denk yerlerde çalışıyorsan “dayanışma görebileceksin” gibi bir anlayış var. Ancak yerel basının ve bölgede çalışan gazeteci arkadaşlarımızın da yaşadığı sıkıntılar var. Gözaltılar var. Bunlara da bizim eğilmemiz lazım. Onların da dayanışmaya ihtiyacı var. Gazeteciliği “yerel medya” veya “ulusal medya” diye ayırmamız lazım. Bugün Ağrı’da çalışan bir insanı küçümseyecek bir boyutta bakmamamız lazım. Bugün her bir gazetecinin ayrışmadığı noktalar vardır. Bu da her gazetecinin temel hak ve hürriyetleridir. Bir gazetecinin temel hak ve hürriyetleri her biri için geçerlidir. Bununla birlikte ülkedeki gazeteciliğin, gazetecilerin birlik ile dayanışma noktasında buluşması, kendi temel hak ve hürriyetlerinin korunması, sahip çıkılmasının yanı sıra bu değerlere sıkı sıkıya bağlı kalmasıyla olur. (Sonya Bayık- Jiyan Haber)

YARIN: ‘MERİÇ NEHRİ’NDEN GEÇERKEN SINIRLARIN ANLAMSIZ OLDUĞUNU GÖRDÜM’

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

istanbul escort porno izle
adult sex videolezbiyen sexhd pornosikiş izlesikiş izleescort izmirescort bayanlar